Uzun yıllar boyunca bize tek bir düzen öğretildi: Hayat, işe göre şekillenir. Saatler bellidir, kurallar bellidir, beklentiler nettir. Günün nasıl geçeceğini çoğu zaman sen değil, iş belirler. Ne zaman uyanacağın, ne zaman dinleneceğin, hatta bazen ne zaman nefes alacağın bile buna göre ayarlanır.
Ama hayat her zaman bu kadar düz ilerlemez.
Özellikle kadınlar için hayat; tek bir rolden ibaret değildir. Ev, çocuklar, aile, sosyal ilişkiler, kişisel ihtiyaçlar… Hepsi aynı günün içinde yer alır. Zaman bloklar halinde değil, parça parça akar. İşte tam da bu yüzden, hayatı işe göre kurmaya çalışmak çoğu zaman yorucu ve sürdürülemez hale gelir.
Hayat İşe Uymak Zorunda Değil
Hayatı işe göre kurmak demek, sürekli bir yetişme hali demektir. Hep bir yerlere geç kalıyormuş gibi hissetmek, hep eksik kalmak, hep “yetemedim” duygusuyla yaşamak…
Oysa iş, hayatın tamamı değildir. Hayat akarken; duygular değişir, ihtiyaçlar değişir, öncelikler değişir. İşin bu akışa uyum sağlaması gerekir. Aksi halde uzun vadede tükenmişlik kaçınılmaz olur.
İşi hayata göre kurmak ise bambaşka bir yaklaşım sunar.
İşi Hayata Göre Kurmak Ne Demektir?
Bu yaklaşımda merkezde iş değil, hayatın kendisi vardır. Günlük düzenin, sorumlulukların, enerjin ve ruh halin… İş, bunlara uyum sağlayacak şekilde şekillenir.
Bu şu anlama gelir:
- Belirli saatlere sıkışmak zorunda değilsin
- Her gün aynı tempoyu yakalamak zorunda değilsin
- Bugün az, yarın biraz daha fazla ilerleyebilirsin
İş, seni zorlayan bir yapı olmaktan çıkar; hayatın içine yerleşen bir alan haline gelir.
Esneklik Bir Lüks Değil, İhtiyaçtır
Çoğu kişi esnek çalışmayı “rahatlık” olarak görür. Oysa birçok kadın için bu bir lüks değil, ihtiyaçtır. Çünkü hayatın akışı sabit değildir. Beklenmeyen durumlar olur, planlar değişir, öncelikler yer değiştirir.
İşi hayata göre kurmak, bu değişkenliği kabul etmek demektir. Kendini zorlamadan, suçluluk duymadan, “bugün bu kadar” diyebilme özgürlüğüdür.
Küçük Zamanlar da Değerlidir
İşi hayata göre kurduğunda, sadece uzun saatleri değil; küçük zamanları da fark etmeye başlarsın. On beş dakikalık bir boşluk, yarım saatlik bir sakinlik anı… Bunlar artık “boşa geçen zaman” değildir.
Bu kısa anlar; yazmak, düşünmek, iletişim kurmak, üretmek için yeterlidir. Özellikle dijital ve iletişim temelli işlerde bu küçük zamanlar büyük farklar yaratır.
Baskı Azaldıkça Süreklilik Artar
Hayatı işe göre kurduğunda baskı kaçınılmaz olarak artar. Çünkü iş, günün merkezine yerleşir ve her şey ona göre ayarlanmak zorunda kalır. Saatler, hedefler, yapılacaklar… Bir noktadan sonra kendini sürekli yetişmeye çalışırken bulursun. Baskı arttıkça, yapılan iş keyif vermemeye başlar. Zihinsel yorgunluk artar, motivasyon düşer. En önemlisi de süreklilik zarar görür. İnsan, kendini zorladığı şeyleri bir noktaya kadar taşıyabilir; sonra ya ara verir ya da tamamen bırakır.
İşi hayata göre kurduğunda ise bu döngü tersine döner.
Kendine alan tanıdığında, “bugün bu kadar yeter” diyebildiğinde, tempo konusunda esnek davrandığında üretmek çok daha doğal bir hale gelir. Çünkü artık bir yarışın içinde değilsindir. Kimseyle kıyaslanmazsın, kimsenin hızına yetişmeye çalışmazsın. Kendi ritmini dinlersin. Enerjinin yüksek olduğu zamanlarda ilerler, düşük olduğu zamanlarda durursun. Bu durmak, geri gitmek anlamına gelmez; aksine sürecin bir parçasıdır.
Bu yaklaşım, üretimi zorunluluktan çıkarıp isteğe dönüştürür. Baskı olmadığında zihnin daha açık olur, yaratıcılık daha rahat akar. Küçük adımlar bile anlamlı gelmeye başlar. Bugün az yaptığını düşündüğün şey, yarın devam edebilmene zemin hazırlar. İşte sürdürülebilirlik tam olarak burada doğar.
Uzun vadede kalıcı sonuçlar, sürekli yüksek performanstan değil; düzenli ama esnek ilerlemeden gelir. Kendi ritminde ilerleyen biri, yoluna daha uzun süre devam edebilir. Çünkü bu yol, onu yormaz. Hayatın iniş çıkışlarına uyum sağlar. Böylece iş, hayatın önüne geçmez; hayatın içinde dengeli bir yer edinir.
Ve belki de en değerlisi şudur: İşi hayata göre kurduğunda, kendini suçlu hissetmezsin. Yetişemediğin günlerde bile. Çünkü bilirsin ki bu bir yarış değil, bir süreçtir. Bu farkındalık, hem üretkenliği hem de içsel huzuru birlikte getirir.
Kontrol Duygusu Geri Gelir
İşi hayata göre kurmak, kontrolü geri almak demektir. Zamanının, enerjinin ve sınırlarının farkında olmak… “Ne zaman, ne kadar ve nasıl” sorularının cevabını başkalarının değil, senin vermen…
Bu kontrol duygusu, sadece çalışma hayatını değil; ruh halini de olumlu etkiler. Kendini daha dengeli, daha sakin ve daha yeterli hissetmeye başlarsın.
Hayatı işe göre kurmak uzun süre mümkün olabilir, ama sürdürülebilir değildir. İşi hayata göre kurmak ise gerçekçidir. Çünkü hayat değişir, sen değişirsin. İşin de buna uyum sağlaması gerekir.
Mesele daha az çalışmak değil.
Mesele kendine rağmen çalışmamaktır.
İş, hayatının önüne geçmediğinde; üretmek, kazanmak ve ilerlemek çok daha doğal bir hale gelir. Ve belki de asıl özgürlük tam olarak burada başlar.