Kendini Sürekli Ertelemek Ne Anlama Geliyor?

“Sonra yaparım.”
“Biraz daha zamanım olsun.”
“Şu dönem geçsin, bakarım.”

Bu cümleler tanıdık mı? Çoğu insanın dilinde neredeyse otomatikleşmiş durumda. Özellikle kendimizle ilgili konularda… Başkaları için yapılacak bir şey olduğunda bir şekilde zaman bulunuyor. Ama sıra kendimize gelince hep bir erteleme hali devreye giriyor.

Peki bu gerçekten tembellik mi? Yoksa daha derin bir şey mi var?

Ertelemek Zamanla İlgili Değil

Kendini sürekli ertelemek genelde “zaman yok” bahanesiyle açıklanıyor. Ama dürüst olalım; gün içinde zaman tamamen yok olmuyor. Sadece başkalarına, sorumluluklara, alışkanlıklara dağılıyor.

Asıl mesele zaman değil, öncelik.

Kendini erteleyen kişi aslında şunu söylüyor:
“Ben şu an önemli değilim.”

Bu bilinçli söylenen bir cümle değil tabii. Ama davranışların anlattığı şey tam olarak bu.

Kendini Ertelemek Neden Bu Kadar Yaygın?

Çünkü çoğumuz böyle öğrenmişiz. Önce yapılması gerekenler. Önce aile, iş, düzen. Kendin için bir şey yaptığında bile içten içe bir suçluluk hissi geliyor. “Daha önemli şeyler varken ben bununla mı uğraşıyorum?” düşüncesi hemen beliriyor.

Bir süre sonra bu düşünce kalıcı hale geliyor. Kendinle ilgili fikirler, istekler, hayaller hep erteleniyor. Ve farkında olmadan hayat sadece “yetişilecek şeyler” listesinden ibaret oluyor.

Ertelemenin Sessiz Etkileri

Kendini sürekli ertelemek hemen büyük bir sorun gibi görünmeyebilir. Ama zamanla bazı belirtiler ortaya çıkar:

– Sürekli yorgunluk hissi
– İsteksizlik
– “Hiçbir şeye hevesim yok” hali
– Kendini değersiz hissetme
– Hayatın kontrolünün sende olmadığı duygusu

Bunlar bir anda olmaz. Sessiz sessiz birikir. Ve çoğu kişi bunun sebebini dış koşullarda arar. Oysa çoğu zaman içeride bir eksiklik vardır: Kendine ait bir alanın olmaması.

Kendini Ertelemek, Kendinle Bağı Koparmaktır

Kendin için bir şey üretmediğinde, zamanla kendinle bağın zayıflar. Ne istediğini, neyi sevdiğini, neyin sana iyi geldiğini bile net hatırlamaz hale gelirsin. Çünkü hep başkalarının ritmine göre hareket ediyorsundur.

Bu durum özellikle uzun vadede insanı içten içe yıpratır. Hayat akıyordur ama sen o akışın içinde sadece eşlik eden biri gibi hissedersin.

Kendin İçin Bir Şey Yapmak Bencilce Değil

Toplumda hâlâ güçlü bir algı var: Kendin için bir şey yapmak bencillik gibi görülüyor. Oysa kendine ait bir alan oluşturmak, başkalarını ihmal etmek anlamına gelmiyor.

Tam tersine…
Kendinle bağlantısı olan biri, çevresine de daha dengeli yaklaşabiliyor. Daha sabırlı, daha sakin, daha net oluyor. Çünkü içi dolu.

Kendini ertelemeyi bırakmak için hayatı baştan sona değiştirmen gerekmiyor. Büyük kararlar almak, her şeyi sil baştan yapmak, kendine dev hedefler koymak da şart değil. Çoğu zaman bu büyük hedefler insanı daha başlamadan durduruyor zaten. Oysa ihtiyacın olan şey çok daha basit: Kendin için küçük bir yer açmak.

Günde sadece 20 dakika.
Sadece sana ait.
Kimseye hesap vermeden.

Bu süre ne çok uzun, ne de göz korkutucu. Günün içinde zaten geçen, ama farkında olmadan harcanan bir zaman dilimi. Telefona bakarken, bir şeyler izlerken, boş boş kaydırırken geçen o dakikalar… İşte tam orası.

Bu zamanı; bir şeyler yazmak için kullanabilirsin.
Düşüncelerini toparlamak için.
Üretmek için.
Ya da dijital bir alanda insanlarla iletişim kurmak için.

Burada önemli olan ne yaptığın değil, o anın kime ait olduğu.

Özellikle canlı yayınlar ve mesajlaşma temelli dijital alanlar, bu küçük zaman dilimleri için çok uygun. Çünkü uzun hazırlıklar gerektirmez. Saatlerce ekran başında olmanı istemez. Canlı yayına girip birkaç kişiyle sohbet etmek, gelen mesajlara cevap vermek, yazışmak… Hepsi zaten günlük hayatta yaptığın şeylerin bir uzantısıdır.

Aradaki fark şu:
Bu kez bunu kendin için yapıyorsun.

Canlı yayınlar, insanın hem kendini ifade etmesine hem de görünür olmasına alan açar. Mükemmel olman gerekmez. Profesyonel konuşman gerekmez. Hata yapabilirsin, duraksayabilirsin. Zaten insanlar tam olarak bunu seviyor. Gerçekliği.

Mesajlaşma ise daha da rahat bir alan sunar. Zaman baskısı yoktur. Yazarsın, beklersin, cevap verirsin. Kendi ritminde ilerlersin. Bu da kendini erteleyen biri için çok güvenli bir başlangıçtır. Çünkü “yetişmek” zorunda değilsin.

Bu küçük ama düzenli iletişim alanı zamanla şunu sağlar:
– Kendini daha üretken hissetmeye başlarsın
– Günün sadece görevlerden ibaret olmadığını fark edersin
– Kendinle yeniden bağlantı kurarsın
– “Benim de bana ait bir alanım var” duygusu oluşur

Ve belki de en önemlisi: Kendini sürekli erteleyen biri olmaktan yavaş yavaş çıkarsın.

Çünkü artık gün içinde, sadece başkaları için değil, kendin için de bir şey yapmış olursun. Küçük, sade, baskısız… ama sana ait.

Bazen bir canlı yayın.
Bazen birkaç mesaj.
Bazen sadece orada olmak.

Hepsi yeterli.
Çünkü önemli olan mükemmel olmak değil, kendin için yer açmayı bırakmamaktır.

Yorum yapın